22 Kasım 2010 Pazartesi

İŞ KALİTESİ


Öncelikle geçmiş Kurban Bayramınızı kutluyorum.
Bir sürü feci trafik kazası, çokça kurban yaralanmaları, bol bol et yemelerle geçmiş bir bayram oldu sanıyorum. Tabi bayram gezilerini unutmamak lazım...
Ben bu bayramın nasıl geçtiğini pek anlamadım. Koskoca 9 gün tatil demiştim öncesinde ancak bugün biteli 1 gün oldu nasıl geçti pek anlamadım. Yorgunum şimdilik :) Öyle çok kişiyi ziyaret etmedim. Çok kişiyi aramadım. Çok mesaj atmadım ama yinede geçti. Daha önce görüşmediğim bir kaç arkadaşımla görüştüm. Güzel sohbetler oldu. Verimli idi. Köydeki bağımıza gittim. Ona güzelce olabilecek derecede bakım yaptım. Tabiki yardımcılarım vardı yada as oyuncular. Ama bende ordaydım yani :)
Asıl konumun kahramanı bunlar değil tabiki. Bir devlet bankasına gittim sabahtan, işlemlerim vardı bir kaç. Girdim bankadan içeri o ne kalabalık aman Allah'ım dedim. Sıra veriyorlar bana gelen sıra 177 sabah 9 :) Derken benim sıra ile işim olmayacaktı kapının karşısındaki masaya yöneldim. Orada da sıra var ama çok değil en fazla 7 kişi felan. İşte bir arkadaşı gördüm onunla ayaküstü konuşuyoruz derken sıra geçti. Bana bir kişi kaldı. Amca sanırım 65 yaşında felan var evrak dolduruyor. İçimden dedim ki "ihtiyarlayın ca bankaya gelme sakın" o kadar yavaş ki masadaki bayan bir sürü işini bitirdi hala yazıyo imzalıyo amca. Yagılamıyorum sakın yanlış anlamayın ama yani işte ölesine aklıma geldi. O esnada köylü bir vatandaşımız geldi. "Benim bankamatik para vermiyo bloke olmuş diyo ben maaşımı bile almadım daha 700 tl maaşım duruyo" diyor. Arkadaşımız da diyor ki "bloke diyorsa borcundan ötürüdür." köylü arkadaş sesin volumünü yükseltmek süretiyle "benim kredim felan yok kardeşim" diyo. Derken "işiniz varsa sıranızı bekleyin ilgilencem beyfendi diyor arkadaş" yan masadan bayan işi olanlar gelsin diyo. Bizim itiraz sever vatandaşımız o yana kayıyor bu tarafta öncelik sırasını kapamadı. Diğer yana geçti. Ben kıl oldum adama tabir caizse orada da " benim kart bloke olmuş, borcum felan yok. Nasıl oluyo bu yahu" diyo ekliyor " dilekçe vercen, almıcam bu bankadan maaşı dicen yav ne bu çektiğimiz. paramızı alamıyoz yav" diyo. Masadaki bayan olayı çözmeye çalışıyor konuşuyor ama masadaki müşteri geçsin diyo bi. Sonrasında dayanamıyor alıyor kartı bakıyor. Sen "kimsin" "felanca", "şunu tanıyon mu" "evet." "kim", "bekçi" bu kart bekçinin beyfendi o gelsin alsın parayı" diyo masadaki bayan.Çok bilmiş itirazsever kişide "ben kartı nasıl bulcam benim değilse, Allah benim kart nerde acaba" diyo uzaklaşarak. Ban kalırsa kuyruğunu kıstırarak dicem. Bu olay benim sinirimi zıplattı ama ben iyi zaptettim :)
İşin aslına gelelim... Zor iş insanlarla uğraşma vesselam.
Benim muhatap olduğum bayandan bahsetcem ben asıl bayan ufak tepek, birisi, gözlerinde pırıltı, işine hakim, olaylara hakim, insanlarla diyalogu iyi, öyle kızmıyor pek fazla, o köylü vatandaşa bile dayandı yani güler yüzle davrandı ama ilgisizliğini ve rahatsızlığını belli etmişti anlayana tabi ama vatandaşımızda iyi anladı o tavrı ki diğer masaya kaydı :) Bu tip kişilerle pek karşılaşılmıyor bankalarda yada toplu hizmet verilen yerlerde. Dedim çıkıyor demek ki çıkarken de teşekkürle ve bu bahsettiklerimin kısa özetini yani iş kalitesinin, enerjisinin devamında daha güzel yerlere gelmesini temenni ettiğimi dile getirdim...
Bir kişi nelere neden oluyor, en basitinden bloguma bir karalama yapmama neden oldu bile baksanıza...
Bu tip kişilerin çoğalmasını diliyorum...

OĞUL


En büyük insanların sahip olduğu nimetlere; iki kola, iki ele, iki göze ve bilge olmana yardım edecek bir beyne sahip olduğunun farkına var oğlum. İnsanlar bu donanımla başladılar ve 'yapabilirim" dediler. Onları incele; bilge ve yüce olanlar, senin kullandığın kaplardan yemek yer, benzer çatal ve bıçakları kullanır, ayakkabılarını bağlar, dünya onları yürekli ve akıllı görürler.
Yola koyulduklarında sahip oldukları her şeye sen de sahipsin. İstersen sen de başara¬bilirsin, galip gelebilirsin. Seçeceğin savaş için yeterli donanımın var, kullanacak kolların, ellerin ve beynin var. Büyük işler başarmış kişi¬ler de yaşamlarına senden daha ileride başla¬madılar. Yüzleşmen gereken engel kendindin, yerini seçmesi gereken sensin; nereye gitmek istediğini, ne kadar öğrenim göreceğini ve hangi gerçeği bulmak istediğini kendin seçmelisin.
Tanrı seni yaşam için donattı, ama sana ne olmak istediğine karar verme olanağı tanıyor. Yüreklilik insanın ruhundan gelmeli, insan kazanma arzusunu yüreklilikle bezemeli. Öyleyse oğlum, büyük insanların başlangıçtaki M durumlarından bir farkın olmadığını anla; onlar da senin sahip olduğun donanımla yola çıkmışlardı. Gücünü toparla ve "yapabilirim" de."
Edgar Guest

14 Kasım 2010 Pazar

Hırs Tuzağı ve Ertelenen Hayatlar

Bu yazı bana çok şey öğretti. En önemlisi hayatı ertelememeyi...



Büyük şehirlerin kenar mahallelerinde iki-üç katlı, kabası bitmiş, sıvasız, alt katında oturulan, üst katların pencere ve kapıları takılmamış evler görürsünüz. Bitmemiş, belki de hiç bitmeyecek olan bu evlerde oturan insanlar ellerindeki mev¬cut imkânlarla bir kat evi bitirip tam yerleşmek ve rahat etmek varken, neden yarım kalmış iki üç katlı evlerde eğreti bir hayat yaşarlar? Çünkü daha fazlasına sahip olduklarında rahat edeceklerini ve mutlu olacaklarını hayal ederler. Daha fazlasına sahip olma hırsı ve buna bağlı mutluluk hayali, dünyanın insa¬noğluna hazırladığı acı bir tuzaktır.
Önemli olan sahip olduklarımız değil, bunları nasıl kullandığımızdır. İnsanların çoğu ellerindekiyle yetinmeyip daha fazlasını istedikleri için, durmadan çalışır, kendilerine ve sevdiklerine vakit ayıramazlar. Sahip olduklarının sefasını süremeden, arkalarından yarım kalmış işler, yarım kalmış hayaller ve yarım kalmış bir hayat bırakarak bu dünyadan göçüp giderler.
Erteleme Sendromu
Kiralık evde oturan, üç-dört senelik evli çiftler düğün ve eşya borçlarını bitirdikten sonra tam rahat edecekleri zaman banka kredisiyle araba alır, tekrar borç altına girer, her ay taksit ödemek zorunda kalırlar. Bu arada çocuk sahibi olmuş, masrafla¬rı daha da artmıştır. Taksitleri ve faturaları ödedikten sonra maaştan artan az bir parayla ay sonunu getirmeye çalışırlar. Taksitler bitinceye kadar araba¬nın sefasını süremez, seyahate çıkamaz, dışarıda yemek yiyemez, sosyal ve kültürel etkinliklere katılamazlar. Erteleme ile teselli bulurlar: "Şu arabanın borcu bir bitsin, bak nasıl rahat edeceğiz." Arabanın borcu biter, ama hayaller bitmez. Sırada ev sahibi olma hayali vardır. Bir-iki sene para biriktirir, biriken parayı peşinat yapıp yine banka kredi¬siyle taksitleri kim bilir kaç sene sürecek bir borcun altına girerek daire sahibi olurlar. Ertele¬me devam eder: "Şu evin borcu bitsin, bak nasıl rahat edeceğiz. " Yıllar sonra dairenin borcu biter; ama çocuklar büyümüş, üniversiteye başlamış; masrafla¬rı artmıştır. Memur ve işçi maa¬şıyla üniversitede çocuk okut¬mak kolay değil: "Şu çocuk/çocuklar üniversiteyi bitirsin, iş sahibi olsun, bak nasıl rahat edeceğiz..."
Çocukların üniversite bitir¬mesi iş sahibi olmayı garanti etmiyor. Yüksek lisans yapa-caklar, yabancı dil öğrenecek¬ler, erkekler askerlik yapacak. Askerlik dönüşü iş arayacaklar.
Anne baba erteleme ile tesel¬li bulur: 'Şu çocuk/çocuklar, hayırlısıyla bir iş bulsa rahata kavuşacağız. Çocuk/çocuklar, iş bulduğu gün ailede büyük sevinç yaşanır. İş sahibi olan genç, ilk maaşıyla anne babaya ve aile büyüklerine hediyeler alır. Senesi dolmadan iş sahibi olan gencin/gençlerin evlenme hazırlıkları başlar. Nişan, nikâh, düğün masrafları, ev eşyası az parayla olmaz. Modern hayat, beş kalem olan zaruri ihtiyaç¬tan beş katına çıkarmış. Genç daha yeni işe girmiş. Anne baba desteği olmadan masrafların altından kalkamaz. Gençleri evlendirmek de anne babanın görevi... Anne baba olmak ne zor şeymiş.
Adam, eşini teselli eder: "Şu çocuğu/çocukları hayırlısıyla evlendirsek; sırtımızdan büyük bir yük kalkmış olacak. Ondan sonra emeklilik dilekçemi verir, emekli olurum. Küçük bir sahil kasabasına yerleşir, emekli maa¬şımla gül gibi geçiniriz.'
Bir gün emeklilik hayalleri kuran yaşlı babanın iş yerinden acı haber gelir: "Kalp krizi geçirdi, hastaneye kaldırıldı, bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayata gözlerini yumdu." Eşi, duyduğuna inanamaz. "Yıllar ne çabuk da geçiyormuş..." der içinden. "Oldu mu bey? Hani emekli olacaktın, bir sahil kasabasına yerleşip emekliliğin tadını çıkaracaktık."
Zafer Dergisi

PaidVerts
my space statistics