15 Mayıs 2011 Pazar

HER ŞEY TAMAM,BİR ŞEY EKSİK


Eskiden dünyada, görünüşte dağınık ama iç dünyaları derli toplu insanlar vardı. Oysa şimdikilerin dış görünüşleri derli toplu ama iç dünyaları dağınık.
Sadi
İnsansız kaldığımızda ruhumuzun yırtılacağını biliyoruz.”Yalnız kalmak istiyorum” demek için bile bir insana ihtiyacımız var. Bu yüzden ortak mekanlar oluşturup yan yana geliyoruz. Şakalar
yapıyor,sırlarımızı anlatıyoruz birbirimize.Ama birden bir kurt düşüyor içimize.”Bir şey eksik” diyoruz.”Bir şey eksik ama ne?..”
***
Hevesle dokunuyoruz raflardaki yeni çıkmış kitaplara. Kitaplar okuyoruz durmadan. Bizimle hiç tanışmayan, bizi hiç tanımayan bir yazarın yolculuğuna eşlik ediyoruz; içimizde kocaman bir düş
coğrafyası açılıyor.Ancak son yaprağı da bitirip, kitabı kapatınca, yapayalnız kalıyoruz o coğrafyanın ortasında. Bütün cümlelerin tamam, bir tek cümlenin eksik olduğunu hissediyoruz. Düşünüyoruz, eksik olan ne?.
***
Ders çalışıyoruz geceler boyu.Dem tutması hiç eksilmiyor ocağın üstündeki çayın.Küllükler bir boşalıp bir doluyor. Okulu bitirirsek her şeyin yoluna gireceğine İnanıyoruz.İnanıyoruz ki,şu koridorlardan,,ay başında beklenen harçlıklardan, sıkıcı anfilerden kurtulduğumuzda her şey yoluna girecek. Okulun uzaması ödümüzü koparıyor neredeyse. Nihayet gülümseyerek bakıyoruz, duvarlara öylesine asılmış, buruşuk imtihan sonuçlarına.Yumruğumuzu sıkarak, “bitti” diyoruz, “işte
bitti, şükürler olsun.” Fakat birden kaçıyor hevesimiz. Bir şeyin hiç bitmediğini, hiç bitmeyeceğini anlıyoruz. Kafamızı kurcalıyor bu eksiklik. Bitmeyenin ne olduğunu soruyoruz kendimize
hücumla.Hevesimiz kursağımızda kalıyor.Bir eksikle ayrılıyoruz koridorlardan…
***
Cebimiz para görürse, hayatın yoluna gireceğini düşünüyoruz. Kapılar aşındırıyoruz bu yüzden.Dil döküyoruz boyunları yağdan kaybolmuş, gözleri karanlık bir kuyudan bakan patronlara. Bütün becerilerimizi sıralıyoruz, beceremediklerimizi bile. Nihayet gözüne giriyoruz, bize kuşkuyla bakan ketum cebin. Müjdelerle koşuyoruz ev halkına, arkadaşlara. Herkese söz verdiğimiz ilk maaşla, yine herkese az buçuk bir şeyler alıyoruz. Kuyruğu doğruluyor böylelikle işimizin. Ama bir sabah işe giderken, o malum kuşku oyuyor içimizi.Asıl eksik olanın işimiz olmadığını, başka bambaşka bir şeyin eksik olduğunu hatırlatıyor uyuklayan belleğimize. Yırtınmaya başlıyor belleğimiz: ”Bir şey eksik, ama ne?..”
***
Aşık oluyoruz o kocaman eksiği telafi etmek için. Geceler boyunca yıldızları sayıyoruz, uykumuza veda ediyoruz aşk için. Bütün çıkarcılığımız bitiyor aşk kapıyı çalınca. Gözlerimiz cennetten koparılmış bir parça gibi bakıyor hayata. Dilenciye merhamet ediyoruz mesela, cebimizi sebil gibi açıyoruz herkese. Herkesten bize dua etmesini istiyoruz: aşk için. Öylesine kırılgan, öylesine çaresiz bekliyoruz ki sevdiğimizi, gecikmesi akla hayale gelmedik endişeler doluşturuyor içimize. Ve şu hain endişe: acaba aşk bitti mi? Birden bütün kalabalığın arasında onu görüyoruz.
Yeniden dönmeye başlıyor dünya. Irmaklar yeniden akıyor. Göğsümüzde hesapsız bir ferahlık,”hoş geldin” diyoruz. Gelin görün ki günle rin cenderesine nasıl sıkışıyor bir yerimiz. Aşkın bile telafi edemediği bir şeyin eksik kaldığını kavrıyoruz dehşetle. Bitkinlikle soruyoruz: “aşk değilse ne?...”
***
Sonra annelerimize dönüyoruz yeniden. Dünyadaki en korunaklı sığınağımıza. Bütün yaşadıklarımızı bütün yaşayacaklarımızı bir kenara bırakıp, onun ocağındaki aşı yudumluyoruz iştahla. Tam karşımıza geçip hevesle bizi seyrediyor anne. Göğsünden hayata uğurladığı kırlangıcı. Hevesi azalmasın diye, daha bir kocaman alıyoruz lokmaları ağzımıza. Gizli bir oyun başlıyor anneyle çocuk arasında. Çok iyi hatırlanan, çok eskilerde kalmış. Sonra yumuşak yataklar seriyor altımıza. Gece bir girip bir çıkıyor odamıza merakla: acaba yorganı tekmeleyip üstümüzü açtık mı? Mahsus üstümüzü açıyoruz azcık; gelip nizama sokuyor yorganı, kafamızı yastığa gömüyoruz, yeşil yosuna sokulan kuğunun başı gibi. Ama birden, bizim aralanmasın diye can attığımız bir sorunun üstü açılıyor, yılan gibi kıvrılıyor yorganın içinde. İniltiyle dökülüyor ağzımızdan cümleler: “ Allah’ım, bir şey eksik ama ne?...”
***
Sonra gelecek günlerimizi boyadığımız tablonun renkleri karışıyor birbirine. Hep kaçtığımız o soruyu soruyoruz kendimize:”Yoksa eksik olan biz miyiz?...”
Alıntı

11 Mayıs 2011 Çarşamba

BENİM ADIM SABAH

Okuyunca etkilendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kimin olduğunu bilmiyorum ama ellerine sağlık çok güzel yazmış...



Bir bebeği koklayınca için ısınıyorsa sevinçten...
Bereketli bir tarlada, rasgele bir buğday başağı olmak istiyorsan…
Veya bir kum tanesi hissediyorsan kendini bazen…
Ve güneş alnını, dalgalar ayaklarını okşuyorsa…
Göğsünü gere gere tebessüm edip kucaklamak istiyorsan dünyayı…
Yaşamak sevmektir diyorsan…
Kollarını aç...
Geliyorum.

Benim adım sabah...
Güneşin doğduğu yerde taze bir başlangıcım...
Meltem tebessümüyle bakarım gözlerine
İçini yakar, içini serinletirim.
Üşümeyi de seversin, ısınmayı da...

Benim adım sabah!
Eğer gözlerini açabilirsen görürsün beni,
Anlarsın yalnız olmadığını...
Her duyguna bin duygu katarım peri masallarından çalınmış.
Elimi tuttuğunda, tutabildiğinde korkuyu, sıkıntıyı, acıyı unutursun.
Ağlamayı unutursun...

Toprağa yalınayak basmanın mutluluğunu öğretirim sana...
Kırlarda dolaşmanın sevincini,
Yağmurda yıkanmanın tadını öğretirim...
Selam vermenin sevgiyi nasıl çoğalttığını görürsün erken vakitlerde...
Gülmenin hayatı nasıl aydınlattığını...

Benim adım sabah...
Özlemeyi biliyorsan tebessüm et!
Beklemeyi biliyorsan sabret!
Geliyorum...
Bir sır var beni örten...
Bir sır var düne kadar tanışmıyor olmamıza sebep...
Ve bir sır var her gecenin sonunda elimi tutabilmen için.
Küçücük bir sır.
Paylaş beni...
Ve ben ol!

Her sabah uyandığında duyarsın kokumu...
Benim adım sabah...
Sevgiye başlangıcım!
Alıntı

2 Mayıs 2011 Pazartesi

ARA SONRASI


Uzun bir aradan sonra yeniden yayına başladık. Bir veya bir kaç kişi sanırım kimler bilmiyorum yaptıkları nedeniyle bloglar açılmıyordu.
Uzun aradan sonra yeniden birlikte olmak güzel bir duygu. Neler oldu neler. Blog yayına kapanalı. Yeni bir hobi keşfettim. Sanırım biraz pahalı ve zorlu. Kıl testere ile bişiler yapmak. Sonra sınavlarım vardı onları verdim. 2 Zayıfım var. Onlarıda geçerim diye ümit ediyorum.
Kitap okumaya devam... Şu sıra elimde Aşk dile gelince diye bir kitap var. Mevlananın eserlerinden alıntılar olan. Bitireyim bi beğenirsem tavsiyelerime ekleyecem nasipse.
Birde kurban olduğum Allah2ım bu yıl kışı uzun mu tuttu ne... Havalar biraz insanlar gibi oldu dengesizleşti sanki...
En azından bu sıralar sıcaklar başladı... Hadi hayırlısı...

PaidVerts
my space statistics